|
CANLI TARİH MÜZESİNİN SIRRI VE AÇILIŞI
Yıl 1915, Haclı Orduları'nın, Çanakkale'ye vahşice kanlı saldırıları tam 14 ay sürdü, toprak cehennem gibi fokur fokur kaynadı! Sonuçta; Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anladıklarından, tası tarağı toplayıp geldikleri gibi, sessiz ve sedasız çekilip gittiler... Geride kalıpta mevlâsına kavuşan şehitlerimiz ve onların ölüleri, bu toprakları mekân tuttular... Aradan yıllar geçti. Esasında burada yaşayanlar da savaştan evvel çekilip gitmişler. Köy bomboş, 19 yıl sonra, yerlerine yurt dışından soydaşlarımız getirip yerleştirilmiş; buraya gelenler, savaşı görmemiş, acısını çekmemişler. Ne bilsinler bu toprakların kanla yoğrulduğunu! Neyse! Bir gün Alçı tepe köyünde, gün iyice çekilmiş, ortalık zifiri karanlık olmuştu. Ortalığı siyah bir tül kaplamış ve köyün içine de bir sessizlik çökmüştü. Bu sessizlik içinde, Kamile Hanımın evine bir asker gelir. Kapıyı vurur ve seslenir: "-Bakar mısınız, bir çift sözüm var. " Evin erkeği erkenden kahveye gidip peykesine[1] kurulmuştur. Kapıyı Kamile Hanım açar...Asker: "-Ben şuracıkta yatmaktayım (eliylegösterir) sakın ola ki yerimi kirletmeyin." der vesonra da çekilip gider... Kamile Hanım, onun bir jandarma eri olduğunu zan eder ama sonradan hiçte o jandarma kıyafetine benzemiyordu, der. Eh! Şöyle der, böyle der; içine bir korku düşer ya! Olayı kimseye anlatmaz, anlatamaz! Aradan günler, aylar, yıllar geçer... Kamile Hanımın ağzındaki bakla kabarırda kabarır. Olayı anlatmadan duramaz... Esasında bu bir sırdır. Söylemese, daha neler görecek, neler bilecek! Neyse, Kamile Hanım, başından geçen olayı: Görümcesi Hatice hatuna bir bir anlatıverir. Bunu duyan Hatice Hanım yerinde durur mu? Askerin gösterdiği yeri bir çapa ile kazmaya başlar. İlk önce kemikler ve arkasından kafatası ortaya çıkar. Hem üzülürler, hem de meraktan kurtulurlar. Kemikler tekrardan olduğu yere gömülür, etrafını da taşlarla çevirip, üzerine zambaklarla süslerler. Gel zaman, git zaman... Hatice Hanım, bir gün ağabeysinin bahçesine çiçek eker; diktiği fideler zayıfça olduğundan mıdır, nedir! Etrafına şehidin başucundaki taşlardan da alarak, muhafaza altına alır; alır almasına ama! Aynı gece şehidimiz, Hatice hanımın rüyasına girer ve: "Niye benim başucumdaki taşları aldın" diye sitemde bulunur. Hatice Hanım sabahı zor eder, alaca karanlıkta yengesinin bahçesine gelip, şehide ait taşları yine olduğu gibi yerlerine yerleştirir. Ve Gönlü rahat ve şadan olur; arkasından da, şehidimizden özür diler... devamı... |